Süresiz Nafakanın Kaldırılması Neden Yanlış Bir Çözüm?
Türkiye’de yoksulluk nafakası yıllardır birkaç çarpıcı cümle üzerinden tartışılıyor:
“Bir gün evli kal, ömür boyu nafaka öde.”
“Boşandığın eşe hayatının sonuna kadar bakmak zorundasın.”
“Kadın çalışmıyor çünkü nafaka alıyor.”
Bu ifadeler kamuoyunda kolay karşılık buluyor. Fakat hukuki ve ekonomik gerçeklik, bu sloganların anlattığından çok daha karmaşık.
Her şeyden önce Türk hukukundaki “süresiz nafaka”, koşulsuz ve mutlaka ömür boyu devam edecek bir ödeme anlamına gelmiyor. Daha önemlisi ise nafakanın yalnızca aylık bir para transferi olarak görülmesi, evlilik içinde oluşan ekonomik iş bölümünü tamamen gözden kaçırıyor.
Bir eş yirmi yıl boyunca çalışırken, meslek edinirken, gelirini ve sosyal güvenlik haklarını artırırken diğer eş çocuklarla ilgilenmiş, ev işlerini üstlenmiş ve kariyerinden vazgeçmişse boşanma günü geldiğinde bu iki kişinin ekonomik durumlarının aynı olduğu söylenebilir mi?
Hukukun cevap vermesi gereken asıl soru budur.
Güncel hukuki durumu da netleştirmek gerekir. Anayasa Mahkemesi 4 Haziran 2026 tarihinde Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasındaki “süresiz olarak” ibaresini oyçokluğuyla iptal etmiştir. Bu iptal, yoksulluk nafakası kurumunun kalktığı anlamına gelmez. Gerekçeli karar henüz Resmî Gazete’de yayımlanmadığı için iptal hükmü yürürlüğe girmemiştir. Kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren tanınan dokuz aylık süre dolana kadar mevcut kanun uygulanmaya devam eder. Bu yazı, yürürlükteki “süresiz” düzenlemenin hukuki anlamını ve nafakanın otomatik olarak süreye bağlanmasının adalet sorununu incelemektedir.
Önce kavramı doğru koyalım: “Süresiz” demek “ömür boyu” demek değildir
Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesine göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru diğer eşten daha ağır olmamak koşuluyla ve diğer eşin mali gücü oranında yoksulluk nafakası isteyebilir.
Üstelik kanun kadın ya da erkek ayrımı yapmaz. Yoksulluk nafakası hukuken cinsiyetsiz bir kurumdur. Şartları oluşuyorsa erkek de eski eşinden nafaka talep edebilir.
Asıl gözden kaçırılan hüküm ise Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesidir.
Nafaka alacaklısı yeniden evlenirse nafaka kendiliğinden sona erer. Taraflardan biri ölürse yine sona erer. Nafaka alan kişinin evlenmeden fiilen evliymiş gibi yaşamaya başlaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya kanunda belirtilen diğer şartların gerçekleşmesi durumunda nafakanın kaldırılması mümkündür. Tarafların ekonomik koşulları değişirse nafaka artırılabilir veya azaltılabilir.
Dolayısıyla “boşandığın gün hayatının sonuna kadar değişmez bir borcun altına giriyorsun” şeklindeki anlatım hukuken doğru değildir.
“Süresiz” kelimesinin doğru karşılığı daha çok şudur:
Nafakanın sona ereceği tarih, karar verildiği gün peşinen belirlenmemiştir.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Nitekim Kanada hukukunda da benzer bir terminoloji özellikle kullanılmaktadır. Kanada Adalet Bakanlığının eş desteği rehberi, “indefinite” yani süresi belirtilmemiş nafakanın “permanent”, yani mutlaka kalıcı nafaka anlamına gelmediğini özellikle vurgular. Gelirin artması, çalışma hayatına dönüş, yeniden birliktelik, emeklilik veya başka koşullar sonucunda nafaka daha sonra azaltılabilir veya sona erdirilebilir.
Yani tartışmanın önemli bir kısmı kavramın kendisinden kaynaklanmaktadır.
Nafaka bir ceza değildir
Yoksulluk nafakası bazen boşanmanın kusurlu tarafına verilen bir ceza gibi anlatılıyor.
Oysa kurumun mantığı bundan farklıdır.
Nafakanın temelinde “Seni boşadığın için cezalandırıyorum” düşüncesi değil, evlilik sırasında oluşmuş ekonomik bağımlılığın boşanmayla bir anda yok sayılamayacağı düşüncesi vardır.
Anayasa Mahkemesi 2012 tarihli kararında yoksulluk nafakasını, eşler arasındaki karşılıklı yardımlaşma yükümlülüğünün boşanmadan sonra belirli ölçüde devam etmesini sağlayan ve sosyal düşüncelerle oluşturulmuş bir hukuk kurumu olarak değerlendirmiş; TMK 175’teki “süresiz olarak” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasını reddetmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere Mahkeme 4 Haziran 2026’da aynı ibareyi iptal etmiş; ancak gerekçeli karar yayımlanmadığı için bu iptal henüz yürürlüğe girmemiştir.
Buradaki mantığı anlayabilmek için evliliğe yalnızca iki kişinin aynı evde yaşaması olarak değil, aynı zamanda ekonomik bir ortaklık olarak bakmak gerekir.
Birçok evlilikte taraflardan biri gelir getiren işe daha fazla zaman ayırırken diğeri çocuk bakımını, ev işlerini ve aile içindeki görünmeyen emeği üstlenir.
Bu düzen evlilik devam ederken iki tarafın ortak kararı veya en azından fiilî yaşam biçimidir.
Sorun boşanmayla ortaya çıkar.
Gelir getiren eş evlilik boyunca biriktirdiği iş deneyimi, mesleki çevresi, kıdemi ve sosyal güvenlik haklarıyla hayatına devam eder.
Evde çalışan eş ise yıllarca yaptığı emeğin karşılığında bir CV, kıdem, emeklilik primi veya mesleki deneyim kazanmış değildir.
Boşanma kararı bu ekonomik farkı sihirli biçimde ortadan kaldırmaz. Çekişmeli boşanma davalarında da asıl uyuşmazlık çoğu zaman bu mali dengenin nasıl kurulacağı üzerinedir.
Türkiye’nin ekonomik gerçekliği göz ardı edilemez
Bu tartışmanın Türkiye açısından en önemli yönlerinden biri burada ortaya çıkıyor.
“Süresiz nafakayı kaldıralım, herkes çalışsın” demek teoride son derece modern görünebilir.
Fakat hukuk, insanların yaşadığı gerçek toplum için yapılır.
TÜİK’in 2025 işgücü verilerine göre Türkiye’de erkeklerin istihdam oranı yüzde 66,4 iken kadınların istihdam oranı yalnızca yüzde 32,1 seviyesindedir. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,3, kadınlarda ise yüzde 36,2’dir.
Daha çarpıcı veri ise ücretsiz emek konusunda ortaya çıkmaktadır.
TÜİK’in 2025 Zaman Kullanım Araştırmasına göre kadınlar hanehalkı ve aile bakımına günde ortalama 4 saat 3 dakika, erkekler ise yalnızca 58 dakika ayırmaktadır.
Üstelik çalışan kadınlarda dahi ev ve aile bakımına ayrılan süre günde 2 saat 38 dakika iken çalışan erkeklerde 47 dakikadır.
OECD’nin Türkiye üzerine 2025 araştırması da aynı soruna dikkat çekmektedir. Rapora göre kadınların işgücüne katılımının düşük olmasında ücretsiz bakım ve ev işlerinin eşitsiz dağılımı önemli rol oynamaktadır. OECD 2025 Türkiye raporunda, TÜİK 2022 Çocuk Araştırması’na atıfla, Türkiye’de annelerin yüzde 96’sının çocukların birincil bakımını üstlendiği, babalarda bu oranın yalnızca yüzde 2 olduğu belirtilmektedir.
Bu rakamların nafaka tartışmasıyla ilgisi açıktır.
Bir toplum bir eşten yıllarca çocuk yetiştirmesini, evle ilgilenmesini ve diğer eşin kariyer yapabilmesini sağlayan görünmez emeği üstlenmesini fiilen bekliyor; fakat boşanma gerçekleştiği gün:
“Artık herkes kendi başının çaresine baksın.”
diyorsa burada gerçek anlamda bir eşitlikten söz etmek zordur.
Elli yaşındaki bir insanın yirmi yıllık kariyer açığını üç yılda kapatabileceğini varsayamayız
Nafakaya otomatik süre koymanın en büyük problemi budur.
Örneğin 25 yaşında evlenmiş bir kadın düşünelim.
Çocukların doğumundan sonra işinden ayrılmış olsun. Yirmi beş yıl boyunca çocuk yetiştirmiş ve evle ilgilenmiş olsun.
Boşandığında 50 yaşında.
Karşısındaki eski eş ise aynı 25 yıl boyunca çalışmış, mesleğinde ilerlemiş, gelirini yükseltmiş, emeklilik primi biriktirmiş ve iş piyasasında deneyim kazanmış.
Şimdi bu kişiye:
“Üç yıl nafaka alacaksın, sonra kendi geçimini sağlarsın.”
demek matematiksel olarak eşit görünebilir.
Ama ekonomik olarak eşit değildir.
Çünkü 50 yaşındaki bir insanın 25 yıllık kariyer kaybını üç veya beş yılda kapatacağını varsaymak gerçekçi değildir.
Aynı nedenle beş yıllık, çocuksuz ve iki eşin de çalıştığı bir evlilik ile otuz yıllık, üç çocuklu ve eşlerden birinin bütün kariyerini aileye ayırdığı bir evlilik aynı hukuk kuralına tabi tutulmamalıdır.
Adalet herkese aynı süreyi vermek değil, farklı durumları farklı değerlendirebilmektir.
Boşanmanın ekonomik etkisi kadın ve erkek bakımından aynı değil
Bu yalnızca Türkiye’ye özgü bir varsayım da değildir.
Hakemli Demography dergisinde yayımlanan ve Alman Sosyo-Ekonomik Paneli’nin uzun yıllara yayılan verilerini inceleyen kapsamlı bir araştırma, boşanma sonrasında erkeklerin bazı psikolojik göstergelerde kısa dönemli olarak daha fazla zorlanabildiğini; ancak kadınlarda ortaya çıkan ekonomik kaybın daha büyük ve daha kalıcı olduğunu ortaya koymuştur.
Araştırmada boşanma yılında kadınların eşdeğer hane gelirlerinin yaklaşık yüzde 40 düştüğü, erkeklerde ise ortalama olarak hafif bir artış görüldüğü tespit edilmiştir. Araştırmanın temel sonuçlarından biri, kadınların boşanma sonrasında gelir kaybı ve yoksulluk bakımından daha uzun süreli risk taşımasıdır.
Elbette Almanya’daki bir araştırmanın rakamlarını Türkiye’ye doğrudan taşımak doğru olmaz.
Ancak ortaya koyduğu mekanizma evrenseldir:
Evlilik boyunca yapılan ekonomik iş bölümü, boşanmanın ekonomik sonuçlarını belirler.
Nafaka sisteminin varlık nedeni de tam olarak bu eşitsizliği tamamen olmasa bile kısmen dengelemektir. Boşanmanın mali sonuçları bu nedenle yalnızca kişisel bir uyuşmazlık değil, evlilik boyunca kurulmuş ekonomik düzenin tasfiyesidir.
“Dünyada süresiz nafaka yok” iddiası da doğru değil
Süresiz nafakanın kaldırılmasını savunanların sık kullandığı argümanlardan biri de “gelişmiş ülkelerde böyle bir uygulamanın olmadığı” iddiasıdır.
Karşılaştırmalı hukuk bunun doğru olmadığını gösteriyor.
Kanada
Kanada’nın Spousal Support Advisory Guidelines sisteminde 20 yıl veya daha uzun süren ilişkilerde nafaka “indefinite — duration not specified”, yani sona erme tarihi başlangıçta belirtilmeden kararlaştırılabilir.
Ayrıca en az beş yıllık bazı evliliklerde nafaka alacaklısının ayrılık tarihindeki yaşı ile evlilik süresinin toplamı 65’e ulaşıyorsa yine süresi belirtilmeyen destek gündeme gelebilir.
Bunun nedeni son derece mantıklıdır: Yaş ilerledikçe yeniden ekonomik bağımsızlık kazanabilme ihtimali değişir.
Kanada sistemi aynı zamanda nafaka alacaklısından mümkün olduğu ölçüde ekonomik bağımsızlık için çaba göstermesini bekler ve değişen koşullarda nafakanın gözden geçirilmesine izin verir.
İngiltere ve Galler
İngiliz sisteminde mümkün olduğunda tarafların mali ilişkilerinin sona ermesini sağlayan “clean break” tercih edilir.
Ama bu her olayda mümkün kabul edilmez.
Uzun süreli evliliklerde veya eski eşin çalışamayacağı durumlarda belirli süreli nafakanın yanında “joint lives” olarak adlandırılan ve taraflardan birinin ölümüne kadar devam edebilen nafaka kararları hâlen mümkündür.
Karar verilirken yaş, evlilik süresi, çalışma kapasitesi, sağlık durumu ve çocuklara ya da eve yapılan katkılar değerlendirilir.
Yani İngiliz hukukunun mesajı “ömür boyu nafaka hiçbir zaman olamaz” değildir.
Mesajı şudur:
Mümkünse ekonomik bağımsızlık; mümkün değilse ihtiyaç devam ettiği sürece koruma.
Almanya
Alman hukukunda boşanma sonrasında temel ilke kişisel ekonomik sorumluluktur.
BGB §1569, boşanmış eşlerin kural olarak kendi geçimlerini sağlamaları gerektiğini söyler.
Ancak hukuk burada noktayı koymaz.
Çocuk bakımı, yaş, hastalık, çalışma imkânının bulunmaması veya gelir yetersizliği gibi nedenlerle eski eşten nafaka talep edilebilecek çeşitli istisnalar düzenlenmiştir. Özellikle çocuk bakımında nafakanın hakkaniyet gerektiriyorsa uzatılması mümkündür.
Yani Almanya’nın modeli dahi “boşanma oldu, ertesi gün herkes tamamen kendi başına” modeli değildir.
Fransa
Fransa farklı bir yöntem kullanır.
Prestation compensatoire adı verilen sistemde temel yaklaşım aylık ve sürekli nafakadan ziyade boşanmanın eşlerin yaşam koşullarında yarattığı ekonomik farkı telafi edecek sermaye ödemesidir.
Ama Fransız Medeni Kanunu hakimden evlilik süresini, eşlerin yaşını, sağlık durumunu, mesleki durumlarını ve özellikle eşlerden birinin çocukların eğitimi veya diğer eşin kariyeri için yaptığı mesleki fedakârlıkları hesaba katmasını açıkça ister.
Üstelik yaş veya sağlık nedeniyle kişinin kendi ihtiyaçlarını karşılamasının mümkün olmadığı istisnai durumlarda ömür boyu irat verilmesi dahi mümkündür.
Dolayısıyla Fransa örneğinden çıkarılacak sonuç “nafakayı kaldırmak” değil, ekonomik fedakârlığı doğru yöntemle telafi etmektir.
ABD: Tek bir Amerikan modeli de yok
Amerika Birleşik Devletleri’nde aile hukuku eyaletlere göre değişmektedir.
Örneğin Massachusetts hukukunda 20 yıldan uzun süren evliliklerde mahkeme belirsiz süreli genel nafakaya karar verebilir. Daha kısa evlilikler için ise evlilik süresine bağlı kademeli azami süreler öngörülmektedir.
Florida ise 2023 reformuyla sürekli nafaka modelinden uzaklaşarak süreli nafakayı ön plana çıkardı.
Ancak Florida’nın sistemi dahi yalnızca “nafakayı kes” mantığına dayanmıyor. Evlilikler kısa, orta ve uzun süreli olarak ayrılıyor; süreli nafaka evlilik uzunluğuna göre değişiyor ve yaş, çalışma kabiliyeti, sağlık, engellilik ve özel bakım gerektiren çocuğa bakma gibi durumlarda istisnalar öngörülüyor.
Karşılaştırmalı hukuk bize böylece çok daha farklı bir tablo gösteriyor:
Modern hukuk sistemleri tek tip bir nafaka modeli benimsemiyor. Ancak hemen hepsi evlilik süresini, yaşı, çalışma kapasitesini, çocuk bakımını ve evlilik nedeniyle oluşan ekonomik dezavantajı dikkate almaya çalışıyor.
“Bir yıllık evlilik için otuz yıl nafaka olur mu?” sorusu haklıdır; fakat çözümü kurumu ortadan kaldırmak değildir
Süresiz nafaka sistemine yöneltilen bütün eleştirilerin haksız olduğunu söylemek de doğru olmaz.
Kısa süreli bir evlilik ile otuz yıllık evliliğin aynı süre mantığıyla değerlendirilmesi eleştirilebilir.
Genç, meslek sahibi ve kolaylıkla çalışma hayatına dönebilecek bir kişi ile 55 yaşında, yirmi beş yıldır çalışmamış bir kişinin aynı kategoriye konulması da eleştirilebilir.
Nafaka yükümlüsünün yeni ailesi, çocukları, ekonomik kapasitesi ve zaman içinde değişen şartları da mutlaka dikkate alınmalıdır.
Nitekim Yargıtay’ın yerleşik içtihadında (2. Hukuk Dairesi, E. 2016/8859, K. 2017/14407, 12.12.2017) mevcut kanunun “süresiz” ifadesi nedeniyle hâkimin kendi takdiriyle yoksulluk nafakasını belirli bir süreyle sınırlamasının kanunda olmayan bir unsur eklemek anlamına geleceği belirtilmiştir.
İşte reform yapılacaksa tartışılması gereken alan tam olarak burasıdır.
Fakat bir sistemde istisnai veya adaletsiz sonuçların çıkabilmesi, o sistemin temel koruma mekanizmasını tamamen ortadan kaldırmayı haklı kılmaz.
Bir otomobilin freni gerektiğinden sert çalışıyor diye çözüm freni sökmek değildir.
Ayarlamaktır.
Nafakayı tamamen süreye bağlamak başka bir adaletsizlik yaratabilir
Otomatik süre sisteminin görünmeyen bir başka sonucu vardır.
Diyelim ki kanun şöyle bir kural koydu:
“Evlilik süresinin yarısı kadar nafaka ödenir.”
Yirmi yıllık evlilik için on yıl.
İlk bakışta objektif ve öngörülebilir görünüyor.
Fakat boşandığında 52 yaşında olan ve yirmi yıldır çalışmamış bir kişi, on yıl sonra 62 yaşında olacaktır.
Bu kişinin yoksulluğu onuncu yılın son gününde kendiliğinden ortadan kalkmış olmayacaktır.
Kanunun tarihi gelmiştir ama ekonomik sorun devam etmektedir.
Hukuk burada şu garip sonucu üretmiş olur:
Dün yoksul olduğu için korunması gereken kişi bugün hâlâ aynı gelir ve aynı koşullara sahip olmasına rağmen takvimdeki tarih değiştiği için artık korunmaya değer değildir.
İşte bu nedenle süre, nafaka hukukunda tek kriter olamaz.
Gerçek eşitlik, görünmeyen emeği de hesaba katmayı gerektirir
Nafakanın kaldırılması bazen kadın-erkek eşitliği adına savunuluyor.
Bu argüman ilk bakışta güçlü görünebilir:
“Kadın da erkek gibi çalışabilir; neden eski eşine bağımlı olsun?”
Elbette nihai hedef ekonomik bağımsızlık olmalıdır.
Kadınların işgücüne katılması desteklenmeli, çocuk bakım hizmetleri artırılmalı, ebeveynlik yükü kadın ve erkek arasında daha eşit paylaşılmalıdır.
Ancak bugünkü eşitsizlikleri yok sayarak gelecekte ulaşmak istediğimiz eşitliği varmış gibi kabul edemeyiz.
Türkiye’de erkek ve kadın istihdam oranları arasında iki kattan fazla fark varken ve kadınların aile bakımına ayırdığı günlük süre erkeklerin yaklaşık dört katıyken, boşanma anında her iki tarafın ekonomik olarak eşit başladığını varsaymak gerçekçi değildir.
Eşitlik, herkese aynı şeyi vermek değildir.
Benzer durumda olanlara benzer, farklı durumda olanlara farklı davranabilmektir.
Peki daha adil sistem nasıl kurulabilir?
Türkiye’nin önünde yalnızca iki seçenek yok:
“Süresiz nafaka aynen devam etsin”
veya
“Süresiz nafaka tamamen kaldırılsın.”
Bunların arasında çok daha adil bir model kurulabilir.
Örneğin nafakanın süresi ve niteliği belirlenirken;
- evliliğin süresi,
- tarafların boşanma tarihindeki yaşları,
- çocukların bulunup bulunmadığı,
- çocukların bakımını fiilen hangi eşin üstlendiği,
- eşlerden birinin evlilik nedeniyle çalışma hayatından uzak kalıp kalmadığı,
- bu uzaklığın kaç yıl sürdüğü,
- eğitim ve mesleki yeterlilik,
- yeniden işe girebilme ihtimali,
- sağlık durumu,
- mal rejiminin tasfiyesinden elde edilen ekonomik kaynak,
- tarafların gelir ve malvarlığı,
- gelecekteki emeklilik hakları,
- nafaka yükümlüsünün ödeme kapasitesi
birlikte değerlendirilmelidir.
Kısa süreli, çocuksuz ve iki eşin de ekonomik olarak bağımsız olduğu evliliklerde süreli veya rehabilite edici nafaka tercih edilebilir.
Orta süreli evliliklerde kişinin yeniden çalışma hayatına girmesine imkân sağlayacak geçiş dönemi oluşturulabilir.
Ancak uzun süreli evliliklerde, ileri yaşta boşanmalarda, sağlık sorunlarında, ağır bakım yükünün bulunduğu durumlarda veya eşlerden birinin yıllarca kariyerinden vazgeçtiği ilişkilerde süresi başlangıçta belirlenmeyen fakat düzenli olarak gözden geçirilebilen nafaka seçeneği korunmalıdır.
Kanada’nın “indefinite does not mean permanent” yaklaşımı Türkiye açısından burada önemli bir örnek oluşturabilir.
Süreyi baştan belirlememek, nafakayı sonsuza kadar garanti altına almak zorunda değildir.
Hakim belirli aralıklarla kişinin çalışma kapasitesini, gelirini ve ekonomik durumunu yeniden değerlendirebilir.
Böyle bir sistem hem nafaka alacaklısını korur hem de nafaka yükümlüsünün gereksiz ve hakkaniyetsiz biçimde yıllarca ödeme yapmasını önleyebilir. Bu denge, aile hukukunun temel sorunlarından biridir.
Sosyal devlet sorumluluğu da unutulmamalıdır
Tartışmanın bir başka eksik tarafı da bütün ekonomik sorumluluğun iki eski eş arasına sıkıştırılmasıdır.
Bir kişi 50 yaşında, mesleksiz, gelirsiz ve sosyal güvencesiz biçimde boşanıyorsa sorun yalnızca eski eşlerin özel hukuk ilişkisi değildir.
Çocuk bakım hizmetleri, mesleki eğitim, işe dönüş programları, sosyal konut, sosyal yardım ve kadın istihdam politikaları da sistemin parçası olmak zorundadır.
Devlet güçlü bir sosyal politika sistemi kurmadan:
“Artık nafaka yok, çalış.”
demek sosyal devlet anlayışıyla bağdaşması güç bir sonuç ortaya çıkarabilir.
Ancak bunun tersi de doğru değildir.
Devletin sosyal yardım yapması gerektiği gerekçesiyle evlilik içinde ortaya çıkan bütün ekonomik maliyetin topluma yüklenmesi de adil değildir.
Doğru model, bireysel sorumluluk ile sosyal devlet sorumluluğunu birlikte kurmalıdır.
Sonuç: Sorun “süresiz” kelimesinden daha büyük
Türkiye’deki nafaka sisteminin kusursuz olduğunu savunmak mümkün değildir.
Daha öngörülebilir kriterlere ihtiyaç vardır.
Kısa evliliklerle uzun evliliklerin ayrılması düşünülebilir.
Çalışabilecek kişilerin ekonomik bağımsızlığa yönlendirilmesi gerekir.
Nafakanın kaldırılması ve uyarlanmasına ilişkin süreçler daha etkin hâle getirilebilir.
Nafaka yükümlüsünün ekonomik gücü ve yeni yaşam koşulları da korunmalıdır.
Ancak bütün bunlardan:
“O halde süresi belirlenmemiş nafaka tamamen kaldırılmalıdır.”
sonucu çıkmaz.
Çünkü bazı evliliklerde ekonomik bağımlılık birkaç yılda oluşmaz ve birkaç yılda sona ermez.
Yirmi yıl çocuk büyütmüş olmak beş yıllık nafaka ile telafi edilemez.
Yirmi beş yıl iş hayatının dışında kalmış bir insanın kariyer kaybı mahkeme kararının kesinleşmesiyle ortadan kalkmaz.
Evlilik boyunca bir eşin kariyer yapmasını mümkün kılan diğer eşin görünmeyen emeğini, boşanma günü ekonomik olarak değersiz kabul etmek adalet değildir.
Dünyadaki örneklerin gösterdiği de budur. Almanya ekonomik bağımsızlığı esas alırken istisnaları koruyor. Fransa kariyer fedakârlığını açıkça hesaba katıyor. İngiltere uzun süreli desteği tamamen ortadan kaldırmıyor. Kanada uzun evliliklerde süresi önceden belirtilmeyen nafakayı koruyor. Massachusetts yirmi yılı aşan evliliklerde belirsiz süreli nafakaya izin veriyor. Florida bile sürekli nafakayı kaldırırken yaş, sağlık, çalışma kapasitesi ve bakım yükü için ayrıntılı istisnalar oluşturuyor.
Dolayısıyla asıl tartışma “nafaka olsun mu, olmasın mı?” olmamalıdır.
Asıl soru şudur:
Boşanmanın ekonomik yükünü, evlilik boyunca alınmış ortak kararları ve yapılmış fedakârlıkları dikkate alarak nasıl adil biçimde paylaştırabiliriz?
Bu sorunun cevabı nafakayı ortadan kaldırmak değil; nafakayı daha akılcı, daha öngörülebilir, daha denetlenebilir ve somut olayın gerçeklerine daha duyarlı hâle getirmektir.
Çünkü bazen adalet, bir yükümlülüğün ne zaman biteceğini evlilik sona erdiği gün takvimde işaretlemek değil; o yükümlülüğün doğmasına neden olan ekonomik eşitsizlik gerçekten ortadan kalktığında sona ermesini sağlamaktır.
Kaynakça
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 175-176: mevzuat.gov.tr
- Anayasa Mahkemesi, E. 2011/136, K. 2012/72, 17.5.2012; RG 26.6.2012, S. 28335: Resmî Gazete
- Anayasa Mahkemesi, 4.6.2026: TMK m. 175/1’deki “süresiz olarak” ibaresinin oyçokluğuyla iptali; gerekçeli karar henüz Resmî Gazete’de yayımlanmamıştır, iptal hükmü yayımından 9 ay sonra yürürlüğe girecektir. Yoksulluk nafakası kurumu kalkmamıştır.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/8859, K. 2017/14407, 12.12.2017 (hâkimin yoksulluk nafakasını re’sen süreyle sınırlayamayacağına ilişkin yerleşik gerekçe)
- TÜİK, İşgücü İstatistikleri, 2025: data.tuik.gov.tr
- TÜİK, Zaman Kullanım Araştırması, 2025: data.tuik.gov.tr
- OECD, Economic Surveys: Türkiye 2025, DOI: 10.1787/d01c660f-en (annelerin yüzde 96 / babaların yüzde 2 birincil bakım verisi, raporda TÜİK 2022 Çocuk Araştırması’na atıfla yer alır)
- Thomas Leopold, “Gender Differences in the Consequences of Divorce: A Study of Multiple Outcomes”, Demography 55 (2018) 769–797, DOI: 10.1007/s13524-018-0667-6
- Department of Justice Canada, Spousal Support Advisory Guidelines — Without Child Support Formula: justice.gc.ca
- Department of Justice Canada, SSAG Revised User’s Guide, Chapter 7 (indefinite ≠ permanent): canada.justice.gc.ca
- Matrimonial Causes Act 1973, s. 25A (İngiltere ve Galler, clean break): legislation.gov.uk
- BGB § 1569 (Eigenverantwortung) ve § 1570 (çocuk bakımı): gesetze-im-internet.de, § 1570
- Code civil, art. 270-276 (prestation compensatoire): legifrance.gouv.fr
- Massachusetts General Laws, Chapter 208, § 49: malegislature.gov
- Florida Statutes § 61.08 (2023 reformu sonrası durational alimony): flsenate.gov
Bu sayfa genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her dosya kendi koşulları içinde değerlendirilir; somut olayınıza ilişkin hukuki destek için bir avukata danışmanız önerilir.
